Phrasal Verbs: En Faydalı 20 Kalıp

Sep 11
İngilizce öğrenirken phrasal verbs (fiil + edat / zarflar) karşımıza çok çıkıyor. Özellikle günlük konuşmalarda, yazışmalarda ve hatta filmlerde bu kalıplar olmazsa olmaz. Ama bazen ayırmalı mı, ayırmasız mı kullanılır diye kafa karışıklığı yaşayabiliriz.
Bugün, senin için en faydalı ve en çok kullanılan 20 phrasal verb kalıbını derledim. Hem ayırmalı hem ayırmasız olanları, anlamları ve örnek cümlelerle birlikte sunacağım. Bu yazıyı okuduktan sonra, phrasal verbs konusunda çok daha özgüvenli olacaksın!

Phrasal Verb Nedir?

Basitçe söylemek gerekirse, phrasal verb, bir fiil (verb) ve bir veya iki küçük kelimenin (edat/preposition veya zarf/adverb) bir araya gelerek yeni bir anlam oluşturduğu bir kelime grubudur. Bu küçük kelimeler, asıl fiilin anlamını tamamen değiştirebilir.
Örneğin:
  • "look" fiili "bakmak" anlamına gelir.
  • "look for" ise "aramak" anlamına gelir. (tamamen farklı bir anlam!)
İşte bu yüzden phrasal verb'ler, kelime dağarcığınızı geliştirmenin ve daha akıcı konuşmanın anahtarıdır.

Ayırmalı (Separable) Phrasal Verb'ler

Bu tür phrasal verb'lerde, fiil ve edat arasına nesne gelebilir. Yani, "fiil + nesne + edat" veya "fiil + edat + nesne" şeklinde kullanılabilirler. Ancak, nesne bir zamir (it, him, her, them gibi) ise, mutlaka fiil ile edat arasına gelmek zorundadır.
1. Break down(Bozulmak, arıza yapmak)
Örnek: My car broke down on the highway. (Arabam otobanda bozuldu.)
Ayırmalı kullanımı: (Bu phrasal verb genelde ayırmalı kullanılmaz ama nesne geldiğinde ayırmak gerekir.)
2. Call off(İptal etmek)
Örnek: They had to call off the meeting. (Toplantıyı iptal etmek zorunda kaldılar.)
Ayırmalı kullanımı: They had to call the meeting off. 
Zamirli kullanım: They had to call it off. (Onu iptal etmek zorunda kaldılar.)
3. Get up(Ayağa kalkmak, uyanmak)
Örnek: I get up at 7 a.m. every day. (Her gün sabah 7'de kalkarım.)
4. Give up(Vazgeçmek)
Örnek: Never give up on your dreams. (Hayallerinden asla vazgeçme.)
5. Look up(Sözlükten/internetten) aramak)
Örnek: I will look up the word in the dictionary. (Sözlükten kelimeye bakacağım.)
Ayırmalı kullanımı: I will look the word up. (Kelimeden bakacağım.)
Zamirli kullanım: I will look it up. (Ona bakacağım.)
6. Put on(Giyinmek)
Örnek: She put on her coat. (Montunu giydi.)
7. Take off (Kıyafet) çıkarmak; (uçak) kalkmak)
Örnek: He took off his shoes. (Ayakkabılarını çıkardı.)
Ayırmalı kullanımı: He took his shoes off. (Ayakkabılarını çıkardı.)
8. Turn on(Açmak (ışık, televizyon, vs.).
Örnek: Can you turn on the lights? (Işıkları açabilir misin?)
Ayırmalı kullanımı: Can you turn the lights on? (Işıkları açabilir misin?)
9. Turn off(Kapatmak (ışık, televizyon, vs.).
Örnek: Please turn off the TV. (Lütfen televizyonu kapat.)
Ayırmalı kullanımı: Please turn the TV off. (Lütfen televizyonu kapat.)
10. Bring up( (Bir konuyu) açmak, dile getirmek; )
Örnek: Don't bring up that topic again. (O konuyu bir daha açma.)
Ayırmalı kullanımı: Don't bring that topic up again. (O konuyu bir daha açma.)
Zamirli kullanım: Don't bring it up again. (Onu bir daha açma.)

Ayırmasız (Inseparable) Phrasal Verb'ler

Bu tür phrasal verb'lerde fiil ve edat arasına nesne gelemez. Daima "fiil + edat + nesne" şeklinde kullanılırlar. Unutmayın, bu kuralın hiçbir istisnası yoktur!
11. Run into(Tesadüfen karşılaşmak)
Örnek: I ran into an old friend at the mall. (Alışveriş merkezinde eski bir arkadaşımla karşılaştım.)
12. Look for(Aramak)
Örnek: What are you looking for? (Ne arıyorsun?)
13. Get along with(Biriyle iyi anlaşmak)
Örnek: We get along with each other. (Birbirimizle iyi anlaşıyoruz.)
14. Look after(Bakmak, ilgilenmek)
Örnek: She needs to look after her sick brother. (Hasta erkek kardeşine bakması gerekiyor.)
15. Take care of(Bakmak, ilgilenmek)
Örnek: I will take care of the problem. (Problemle ben ilgileneceğim.)
16. Go with (Uyum sağlamak (renk, kıyafet vs.)
Örnek: This jacket goes with my pants. (Bu ceket pantolonuma uyuyor.)
17. Run out of(Tüketmek, bitmek.)
Örnek: We ran out of milk. (Sütümüz bitti.)
18. Keep on(Devam etmek)
Örnek: You should keep on trying. (Denemeye devam etmelisin.)
19. Rely on(Güvenmek, bel bağlamak.)
Örnek: You can rely on me. (Bana güvenebilirsin.)
20. Pay for(Bir şeyin bedelini ödemek.)
Örnek: Who will pay for the meal? (Yemeğin parasını kim ödeyecek?)